Reklam
Reklam
Reklam
$ DOLAR → Alış: 5,30 / Satış: 5,32
€ EURO → Alış: 5,99 / Satış: 6,02

AYRIMSIZ NEFRET , AYRIMLI SEVGİ!

Yasemin KAYA
Yasemin KAYA
  • 01.02.2019

Haberleri dinlediğimiz, okuduğumuz zaman sürekli bir vahşetle, katliamla, kıyımla karşılaşıyoruz. Okuyoruz, dinliyoruz veya bir şekilde bazılarından, bir yerlerden duyuyoruz. Kimimiz ah vah edip üzülüyoruz, kimimizde ise hiçbir duygu uyanmıyor. O kadar çok yaygın ki bu olaylar artık kanıksamış, üzülmeyen ve şaşırmayan bir halk halini aldık. Şaşırma duygumuzu günden güne yitirerek, deyim yerindeyse metalaşarak,duygusuzlaşarak ,dinmeyen acılarla yaşamaya alıştık bir şekilde.En kötüsü de bu aslında.Olanlara alışmak,şaşırmamak ve olanları kanıksamak.Duygusuzluktan,bencillikten gelen ayrımcılık söylemine oldum olası karşı durdum ve böyle olmak gerektiğine de her zaman inandım. Yazımda bunları anlatmaya başlamadan evvel söylemek istediklerim de var. Bu konulara değinip de yazılarımı kısacaca kestirip atmam mümkün değil. Çünkü benim yazmamak için veya kısa yazı yazmam için hiçbir sebebim yok. Aksine, yazmak için çok sebebim var. Keşke çok duyarlı bir toplum olsak da bu kadar nedeni uzun uzadıya konuşmak yerine güzel haberleri uzun uzadıya konuşsak. Yani demem o ki uzun yazı-kısa yazı söylemlerinden vazgeçmeli. Ben yazılarımı okunsun diye yazıyorum. Sırf baştan savma okuma olsun da bitsin diye değil. Okumayı sevmeyip de okumaya başladıktan sonra, yazının bitmesini istemeyen, okumaya alışabilen insanlar olabilir düşüncesiyle de yazıyorum ki bu durum, yazılan her yazı için illa ki oluyor dilerim ki artarak da bu şekilde devam eder. Bu fikrim sadece “Ben yazıyorum benim yazdıklarım okunsun.” diye değil tabi ki. Bana göre her yazı mutlaka bir yerlerde bir okur kazandırır. Bu inançla, yazılarımı bir şekilde okuyan herkese teşekkür ederek başlıyorum.

İnsanların giyim kuşamı yüzünden gördüğü dışlamaya istinaden gelişen çeşitli olaylara değinmek gerektiğini düşünüyorum. Geçen yaz Temmuz ayında Kocaeli’de otobüste bulunan bir kadın, giymiş olduğu şort neden gösterilerek, bir başka yolcu tarafından hakarete maruz kalıyor ve otobüs şoförü çareyi,tartışmaya dönüşen bu olayı aracını karakola çekerek durumu emniyete bildirmekte buluyor.Rahatsız olan bakmaz,dışlamak veya tepkisini belli etmek kimsenin haddi değildir.Medeniyet giydiklerimizde de değil ; giyilene ve giyilmeyene bakılmaması medeniyetin bir parçasıdır.Giyim kuşamın mesele olması cehaletin göstergesi bence.İnsanlar öldürülürken sesi çıkmayanlar,haksızlıklara tepki göstermeyenlerin aklı böyle ancak böyle küçük muhabbetlerle sınırlı! İnsanların giyim kuşamı neden nefret sebebi olabiliyor? İsteyen şort giyer isteyen çarşaf giyer kime ne? Beynini sınırlandıranların tepkisel olarak, başta gözlerini ve dilini sınırlaması gerekir. Dünyada düşünülmesi gereken çok büyük sorunlar varken giyim kuşamı mesele eden beynini bu gibi gereksiz durumlarla meşgul eden, yozlaştıran insanların akıl sağlığından şüphe etmek gerekir.

Yine üç yıl evvel, giydiği şort neden gösterilerek bulunduğu otobüste darp edilen hemşire Ayşegül Terzi olayını hatırlayınca, kadının düştüğü duruma mı içerleyelim, yasada sadece adı var olan cezası olmayan “nefret suçunun” kanunen tanımsız ve cezasız olmasına mı içerleyelim yoksa kadını giyiminden dolayı darp eden saldırgan A.Ç.’nin yasadaki bu eksiklikten dolayı “Aferin sana der gibi beraat edilmesine mi? Yargıtay tarafından yapılan açıklamaya göre “Nefret Suçu’nun” yasada sadece adı var kendisi yok. Suç ve cezaların kanuniliği ilkesinden hareketle, saldırgan A.Ç.’nin beraat edildiği vurgulanmıştır. Suçun sadece adının var olup cezasının olmayışının sebebiyse, 2013 yılında mezhebi nedeniyle hakarete maruz kalan A.E.T.’nin de bu nefret ve ayrım sebebiyle açtığı davayı kaybetmesidir. 2013’te de “nefret” kelimesi eklenerek, maddenin başlığı “Nefret ve Ayrımcılık” olarak değiştirilmiştir. 2016’da Ayşegül Terzi’nin yaşadığı olayla beraber “Nefret Suçu” ; “Nefret ve Ayrımcılık; ırk, etnik köken, cinsiyet, ,cinsel yönelim, din, dil milliyet gibi birtakım nedenlere dayanarak kişilere karşı uygun olmayan davranışlarda bulunulmasıdır” şeklinde kapsamı genişletilerek ve maalesef yine cezalandırmaya tabii tutulmayarak Türk hukuk tarihinde ilk kez tanımlanmıştır.

(TCK.Md.122 ) Burada sadece ayrımcılıkla ilgili iş yerinde ya da malların alımı veya hizmetlerin alımında yapılan ayrımcılığın 1-3 yıl arası cezalandırılabileceği belirtilmiştir.Tüm bu nedenlerden ötürü 2016’da Avrupa Konseyi Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu – ECRI,yayınladığı raporda,Türkiye’yi nefret suçlarını,Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi -AİHM’in belirlediği kriterler çerçevesinde ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmediği için eleştirmiştir.

AİHM’in belli kriterleri baz alarak kabul ettiği nefret suçlarına yönelik tanım ise Avrupa Güvenlik Konseyi Bakanlar Kurulu’nun 1997 yılındaki R(97)20 sayılı tavsiye kararıdır. Avrupa’da işlenen suçlar geniş kapsamlı araştırılarak nefret suçu adı altında da ayrıca değerlendirilerek cezaya tabii tutulmaktadır. Türkiye’de ise nefret suçu, sadece ismen yasada kendine yer bulmuştur.

Yani nefret suçuna yönelik hukukumuzun yaptığı iki düzenleme (yaşanılan olaylar sebebiyle); 2013’te madde başlığını değiştirmek, 2016’da ise sadece tanımlamak. Hukuki anlamda maddenin yeteri kadar tanımlanmadığını görmekteyiz. Yasanın kendisi ayrım yaparken insanlar neden ayrım yapmasın ki.

İnsanlar felsefi görüş, dini inanç, inançsızlık, mezhep,bedensel sağlık durumu,engellilik,akıl ve ruh sağlığı bozukluğu(günümüzde antidepresan kullanmak dahi dışlanma sebebidir),medeni hâl,cinsel yönelim hatta cinsel hayatlarını yaşayıp yaşamama açısından,yaş durumlarından,yaşadıkları coğrafyalardan,kimliklerinden,konuşma şekillerinden(şive), ideolojilerinden,statü,meslek durumlarından dolayı türlü dışlanmalara maruz kalmakta ve cinayetlere kurban gitmektedir.Mesela töre adı altında cahilce ve canice işlenen cinayetlerin sebebi de tamamen nefrettir,etnik köken nedeniyle öldürülen,dışlanan insanlara yapılanlar nefret kaynaklıdır. Yasa yetersizdir,yasayı sadece tanımlamak ne hayat kurtarır ne de toplumu nefretten uzaklaştırır. Aksine yaptırımın olmaması olayların ölümlerin çoğalmasını sağlar,sağladı,sağlıyor.Bir yasanın gücünü görmeden önce insanların çeşitli şekillerde öldürüldüğünü görüyoruz.Bundan vazgeçmemek toplumumuzu bu hale getiren asıl sebeptir.

Hayvanların maruz kaldığı dışlamaların,şiddetlerin ; LGBT’li (Lezbiyen, gey, biseksüel,trans) bireylerin yaşadığı sosyal,psikolojik ve fiziksel şiddetlerin de unutulmaması nefret suçları kapsamında değerlendirilmesi gerekir. 2016’da yakılarak öldürülen trans kadın Hande Kader bir seks işçisiydi, En son bir taksiye binerken görülüyor ve günler sonra yakılmış cesedine ulaşılıyor. Hande heteroseksüel olsa yani doğuştan kadın olarak doğup karşı cinse ilgi duysa o zaman mı bu olaya sonuna kadar haykırıp tepki verilmesini hak edecekti? Ki öldürülen kişinin heteroseksüel olması da yeterli sesi getirmemekte! Kaç tane katledilen insan gördük, görüyoruz ve sonucunda da normal hapis cezalarıyla kapatıldı olaylar! Malesef ki yeterli yaptırımı olmayan yasaların da sayesinde iyice nefretten haz alan, canilikte sınır tanımayan bir toplum haline geldik. Asıl sorun tüm insanların yaşananlara yeteri kadar duyarlılık göstermemesi, kayıtsız kalması, vicdanını sorgulamaması, duyarsızlaşması ve kanıksamasıdır.

Şiveli konuşması,giyimi kuşamı,doğulu,batılı,şehirli,köylü,eğitimli-eğitimsiz,kör,sağır,dilsiz,ateist,Hıristiyan,Müslüman Alevi,Sünni,Şii,işçi-işsiz,mevkii sahibi alt mevkide,üst mevkide … Saymakla bitiremediğimiz bunun gibi daha nice ayrımı neden yapıyoruz? Tüm farklılıklarımızla biz böyle bir bütünüz. Sen, ben,o değil “biz” olarak yaşamalıyken “Top,ibne,varoş,batılı,doğulu,tahsilli,cahil,hayvan gibi yaftalamalarla belli bir kesimi neden yüceltip bir kesimiyse neden aşağılıyoruz? Bu ayrımları yapan insanlarda ciddi psikolojik bir rahatsızlık olduğunu düşünüyorum. Aşırı egodan,kompleksten ve hatta kişilik bozukluğundan kaynaklanan bir durum olduğu bence kesin.Bu hastalıklı kişiler maalesef ki hasta bir toplum yapısına sebep

oluyor.Buna dur demek için çocukların bu durumlardan kaçınılarak yetiştirilmesi gereklidir.Yeterli bir bilinçlendirme sayesinde başta aileler ve eğitim kurumları buna dur diyebilir ve oluşmasının önüne geçebilir.

Toplum olarak ayrımcılıkla ilgili her türlü fobiden kurtulmada “Anne-babaların,öğretmenlerin ve tüm basın-yayın kuruluşlarının,medyanın çok büyük bir gücü olacağına inanıyorum.Herkesin bilinçlendirilmesi için bu önyargıları kırmak için derhal harekete geçilmelidir..Bilinçli aileler bilinçli toplumların oluşmasını sağlar.

Ayrıca medya-basın-yayın gibi kuruluşların eşcinsellikle ilgili bir haberi “YILIN SKANDALI, OLAY,FLAŞ FLAŞ” şeklinde yansıtması yanlış.Yılın skandalı insanların eşcinsel olması değil; yılın skandalı bu insanların dövülmesi,yakılarak,pusular kurularak öldürülmesi,gururlarının,onurlarının incitilmesidir. LGBT’li bireyler için bu haber başlığı fazlasıyla incitici ve şikayet sebebidir bana göre. Yılın skandalı ayrımcılığa maruz kalanların haklarının korunulamamasıdır. Bir insanın yakılarak öldürülmesi değil yılın skandalı, “Çağın Skandalıdır!” Medyanın ayrımdan uzak durması, antipati değil sempati kazandırması gereklidir. Toplum olarak ilkin doğru bir empati yapmayı ve sempati kazandırmayı öğrenmeliyiz.

Anne-babaların ve öğretmenlerin, bireyleri; sınıflandırmaların,ayrımların her türünden uzak tutarak yetiştirmesi gerektiğini düşünüyorum.Mesela kimi öğretmen sınıfta öğrencilerin anne-babalarının meslek araştırmasını yapıyor.Öğrencilerin kiminin anne –babası işsiz,kimi doktor,kimi pazarda çalışan bir satıcı,kimiyse inşaatlarda çalışan bir işçi.Tüm çocuklar bu soruyu yanıtlıyor ve bazı öğrenciler kendini bir noktada eksik hissediyor.Bunu neden eksiklikmiş gibi hissettiriyorsunuz? Herkesin anne-babası eğitim vesilesiyle meslek edinmek zorunda mı? Beden gücüyle kazanılan paranın emeği yok mu? Emeğin hiçbiri ayırılmamalıdır. Kimse anne-babasının işinden veya işsizliğinden utanmamalı,bir diğeriyse bununla kendini göklerde hissetmemelidir.Bu durumu basit bir örnek olarak algılamayalım,ayrımın büyüğü küçüğü olmaz ayrım ayrımdır,benimsetmeyelim.Başta öğretmenlerin bilinçlendirilmesi gerekir.Onlara farkındalık kazandırılması ve bireylerin buna göre eğitilmesi gerektiğini düşünüyorum.Öğrencilere örtük öğrenmelerle olumsuz davranışlar kazandırılmamalıdır.

Çocuğu eşcinsel olan aileler, çocuklarını dışlamamalıdır. Ailelerle beraber toplum sal bir mücadele içinde olarak bu anlamsız yadırgamanın önüne geçmeli, hep beraber bunun savaşını vermeliyiz. Dışlamamalı,sahiplenmeli ve saygı duymalıyız.Bu bir hastalık diyenlere de itiraz ediyorum, bu bir hastalık değildir. İnsanlar nasıl ki heteroseksüel olarak dünyaya gelebiliyorsa, kimi trans erkek (kadın olarak doğup erkek ruhu taşımak) olarak, kimi de trans kadın (erkek olarak doğup kadın ruhu taşımak) olarak dünyaya gelebiliyor, bu çok normal anormal olan sadece kınamalar, dışlamalar! Unutulmamalı ki aynı durumla biz de karşılaşabiliriz. Bir yakınımız, çocuğumuz bu durumu yaşayabilir. Kabullenmemek bu gerçeği değiştirmeyecektir. Ayrıca başımıza gelince anlamak düşüncesi de bencilce ve yanlış. Bir durumu başa gelmeden anlamayı öğrenmeli insan. Bu anlayışı gösterip, yadırgamaları bırakırsak , dışlanmalar baskılar yüzünden intihar edip hayatına son veren trans kadın Nalan Bayar gibi nice insan da ölmeyecek ve hayatını başkasının istediği gibi değil de kendi istediği gibi yaşayabilecek. Bu dışlamalar yüzünden yaşanan ölümler intihar değil cinayettir. Nalan Bayar ailesi ve çevresi tarafından gördüğü baskı ve dışlamalar yüzünden 2016’da intihar etmişti. Kim ne derse desin Nalan’ın ölümü intihar değil cinayettir, azmettiricileri de katili de ailesi ve çevresidir. Anne-babalar olarak çocuklarımıza nefreti değil sevgiyi aşılamalıyız. Tüm çabamız onlara empati duygusunu benimsetmek ve topluma hoşgörülü bireyler kazandırarak bu hastalıklı toplumsal yapımızı

iyileştirmek olmalıdır. Nefret ederek elimize aldığımız silahla sadece bir insanı yok etmiyoruz aslında insanlığın kalbini deliyoruz. Dünyadaki en tehlikeli silah “nefrettir” . Oysa ki “Dünyayı değiştirmek için kullanabileceğiniz en güçlü silah eğitimdir.” diyor büyük Nelson Mandela. Eğitin, eğitilin;nefret etmeyin, sevin, sevilin,değişin,yoz zihniyetleri ve kararmış kalpleri lütfen aydınlatın.Çünkü dünya döndükçe,varlığı ve duyulan ihtiyacı kaçınılmaz olan olgular “Sevgi,saygı,eğitim ve değişimdir.”

Ve bilinçlendirmeyi kazandırmanın en önemli adımı da sevgiden geçer. Sevmeyi öğrenemedikçe, tatmadıkça zafer her zaman nefretin olacaktır. Önce nefret duygusunu hayatımızdan çıkarmalı sevmeli, sevdirmeliyiz.Nefret etmemeli,ettirmemeliyiz.Sevmeyi çok iyi bilmiş ,sevilmeyi ise hiç bilmemiş yine de sevmekten ve sevilmekten yana ümidini hiçbir zaman kaybetmeyen biri olarak; en sevdiğim cümle olan ilki Dostoyevski’ye,ikincisi Sait Faik Abasıyanık’a ait olan ve hatta muhteşem sesi ve yorumuna ,kendisine hayran olduğum Ömer Zülfü Livaneli’nin 1983 yılındaki albümünde “Ada” isimli şarkısında can bulan,kalbime kazıdığım o en sevdiğim sözlerle herkese seslenmek istiyorum; “Dünyayı güzellik kurtaracak; bir insanı sevmekle başlayacak her şey…” Ne kadar çağ atlarsa atlasın,dünyayı yıkacak asıl kötülük nefrettir; güzelleştirecek tek duygu ise sevgidir.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: